FATİH SULTAN MEHMET VE BÜYÜK İSKENDER

FATİH SULTAN MEHMET VE BÜYÜK İSKENDER
24 Aralık 2019

Geçen gün kitapçıda yeni çıkanlara bakarken gözüme bir kitap takıldı. İş Bankası Kültür Yayınlarından, aslında yeni değil, 2. baskı, 2018’in başlarında çıkmış, Michael Angold’un “Kostantiniye 1453 – Fetih/Düşüş” adlı kitabı. Aslında bu tür kitapları hiç atlamam, çıkar çıkmaz hemen kitaplığımda yerini alır, ancak nasıl olduysa bunu gözden kaçırmışım. Her neyse, kitap adından da anlaşılacağı üzere, İstanbul’un fethi ve Bizans’ın çöküşüyle ilgili. Uzun uzadıya genelde hemen herkesin bildiği büyük fethi, öncesi ve sonrasıyla anlattıktan sonra M. Angold kitabın ilerleyen sayfalarında dolaylı yoldan olsa şöyle bir soru yöneltiyor okuyucusuna. II. Mehmed, Büyük İskender’in yaşamı ve kahramanlıkları hakkında bir kitap okumuş mudur? Şöyle bir hafızamı yokladım, yok hayır bizim yetiştiğimiz dönemin pedagojisinde bu türden bir konu hatırlayabildiğim kadarıyla gündeme gelmemişti.

Ancak yazar bu olasılığa dikkat çekiyor. Bu dikkat çekiş, Batılı kaynakların, İskender’in Homeros’un kahramanından etkilendiğine ilişkin yorumların devamı türünden olmadığına inanıyorum. İskender’le ilgili eski edebi kaynakları dikkatle incelediğinizde, eski dünyaya ilişkin kaynaklarda, onlarda bile kendisinin ‘yeryüzü hükümdarı’ olarak muamele görüldüğünü hemen fark edersiniz. Söz gelimi Araplar, Kuran’a atıfta bulunarak, İskender’e ‘Zülkarneyn’ (bu konuda bir yazımız hazırlanıyor) lakabını vermişlerdir. Birçok şair, İskender’in savaş ve kahramanlıklarını destan olarak kaleme alır. Samanîler ve Gazneliler dönemleri İran edebiyatının önde gelen Fars şairi Firdevsi’nin (?-1020) yakınlarda çevrilen İskendernâme’sini hatırlatmak yeterli olur sanıyorum. Kuşkusuz Büyük İskender’le ilgili okudukları II. Mehmed’i de etkilemiştir diye düşünüyorum ben de. Bazı bölümleri ya da tamamı Makedonyalı İskender ya da İskender-i Zülkarneyn ile ilgili olarak kaleme alınmış veya gerçek İskendernâmelerden esinlenilerek yazılmış manzum ya da mensur eserler, İskendernâme adıyla bilinir. Ancak genel anlamda İskendernâme türü eserler, İskender ya da yaygın bir diğer adıyla İskender-i Zülkarneyn hikâyesine yer veren eserlerin adıdır.

Burada, Fatih’in 1400’lü yılların ortalarındayken, Avrupa’ya, dünya klasiklerine nasıl ilgi gösterdiğinden biraz bahsetmek gerekiyor, konuyu daha iyi anlayabilmemiz açısından. SultanII.Murad’ın30 Mart 1432’de doğan oğlu Mehmed Osmanlı tarihinin klasik çağının biçimlenmesinde, merkezi bürokratik bir imparatorluğun kurulmasında en önemli katkıyı yapan isimdir. Muhafazakâr edebiyatta öne çıkarılan yönüfatih -fetheden” kimliğidir. İstanbul’un alınışıyla mazhar olduğu övgüye dair hadisler büyük ölçüde sonraki yüzyıllarda onun başarısının daha kutsanmışlığını arttırmaya yönelik çabaların ürünüdür.Romantik milliyetçi söylem ise onu Türklüğün Anadolu, Rumeli ve İstanbul’da sağlam bir şekilde tutunmasını sağlayan hükümdar olarak resmetmektedir.

Sultan Mehmed Rönesans kültüründen etkilenmiş, bu etkilenmenin yarattığı sentezin sonucunda “Osmanlı-Türk Kültürü” meydana gelmiştir. Burada dikkat çektiği biçimiyle genç sultan yalnız İstanbul’un fatihi olarak değil Roma mirasının sahibi olarak da değerlendirilmektedir.II. Mehmed Rönesans edebiyatında yer etmiş bir hükümdardır. Örneğin İtalyan diplomat, yazar Niccolo Machiavelli (1469-1527) Frammenti  Istorico” (Tarihten Kıssalar)adlı eserinde Kanuni Sultan Süleyman’ın (1494-1566) başarılarına gönderme yaparken bunu büyük dedesi II. Mehmed’i örnek almasına bağlar. Aksi halde dedesi “II. Bayezid’i örnek alsaydı imparatorluk çökerdi” şeklinde bir çıkarımda bulunur. Fransız hukukçu, tarihçi  Jean Bodin (1530-1596)Les Six Livres de la Republique’de, Fransa tacına bağlı makamların çokluğundan ve bunların devlet hazinesine açtığı masraflardan bahsederken model olarak Osmanlı örneğini sunar. Özellikle Sultan Mehmed’in tımar politikasının maliye üzerindeki olumlu etkilerinden söz eder. Rus yazar Presvetov ülkesinin toplumsal meselelerine çözüm üretmek amacıyla kaleme aldığıPovesti, Tsargrad, Çelobitni veSkazaniyegibi eserlerde II. Mehmed’in merkeziyetçi politikası, ordunun yapısı, maliye ve iç ticaret için çizdiği esasları inceler. Presvetov, Çar IV. Ivan’a sunduğu ıslahat projelerinde Rusya’nın muhtaç olduğu huzura kavuşabilmesi için idari, adli, mali, askeri ve toplum-sal kurumlarını Sultan Mehmed tarafından kurulmuş mukabillerine göre ayarlanmasını tavsiye eder, Sultan ideal bir hükümdar olarak sunulur.

Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.  Son olarak Fatih Sultan Mehmed’in daha 19 yaşındayken, Türkçe’nin yanı sıra Farsça, Arapça, Latince, Sırpça, İtalyanca ve Slavca gibi dilleri okuduğunu, konuştuğunu da göz ardı etmeyelim. Avni takma adıyla şiirler yazan, henüz şehzadeyken gözlem ve imgeleme dayalı insan ve hayvan portreleri çizen II.Mehmed’in hat, tezhip ve resim çalışmaları “Fatih’in Çocukluk Defteri“ adıyla Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver tarafından 1961’de yayımlanmıştır. Bize göre Fatih’i tarihin kaydettiği en önemli liderlerden biri yapan şey, İstanbul’un Fethi ve askeri dehası olduğu kadar, bilim, kültür, düşün, sanat koruyuculuğu ve devleti sosyo-kültürel temeller üzerinde inşa eden kültür ve devlet adamlığıdır.


Michael Angold, ‘Kostantiniye 1453 – Fetih/Düşüş’te, II. Mehmed’in Kostantinopolis’i fethine ilişkin, İslami gazi misyonundan çok başka tutkularına dikkat çekiyor. Fethin arkasındaki itici gücün, Osmanlı yönetiminde çoğunluğu ele geçiren ‘devşirme’den geldiği tespiti bunlardan biri. Bize anlatıldığı gibi değildir, kent acımasızca yağmalanır. Akşemseddin “kuşatmayı İslam’a yakışır biçimde idare edemediği gerekçesiyle II. Mehmed’i eleştiren mektubu” bu nedenle kaleme alındığı kanaatinde yazarımız. Yani, hocasının II. Mehmed’e yazdığı o meşhur mektubun amacı, şehrin yağmalanmasına izin verdiği için Sultan’ı uyarmaktır, hatta ona kızmaktır demeye getirmiş. Oysa işin aslı öyle değil. Yazar ya konuyu tam inceleyememiş, ya da biraz, her neyse.

Şu mektup konusu biraz açalım isterseniz. Fatih Sultan Mehmed’in hocası çok yönlü Türk alimi, tıp insanı, Şemsîyye-î Bayramîyye isimli Türk tarikatının kurucusu Mehmet Şemseddin-1389/1459 – (Akşemseddin)’in mektubu, Ulu Hakan’a İstanbul’u fethettiren mektuptur diyebiliriz aslında. Bu mektup herhangi bir hayal ürünü veya efsane değil, tamamıyla gerçektir. Merak edenler mektubun orijinali Topkapı Sarayı arşivinde görebilirler. Gelelim o meşhur mektubun yazılma nedenine.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u kuşatır. Bizans’a  dışarıdan gelecek yardımları engeleyecek büyük önlemler alır. Tedbirler, önlemler en üst düzeydedir. Derken bir gün kuşatma altındaki İstanbul’a yiyecek ve yardım getiren 3 Ceneviz ve 1 Bizans nakliye gemisi 20 Nisan günü Zeytinburnu açıklarında Osmanlı donanmasını atlatarak Haliç’e geçmeyi başarır. İşte Fatih’e ait atını denize sürerken tasvir edilen o müthiş tablo o an cereyan eder. Gerçekten de öfkelenen Fatih, atını denize sürer. Bu başarısızlık Osmanlı ordusunun moralini bozarken, Bizans’ı ümitlendirir. Üstelik şehirdekilerin Avrupa’dan gelecek Haçlı yardımları konusunda da ümitlerini ve dayanma güçlerini artırır. Osmanlı devlet adamlarının büyük bölümü zaten kuşatmanın kaldırılmasından yanadır. İstanbul fethedilirse 21 yaşındaki genç Fatih’in artacak itibarı yanında kendilerinin etkisizleşeceği endişesini yaşayan üst düzey devlet adamlarının sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Bu başarısızlık onları cesaretlendirir, sesleri daha da gür çıkmaya başlar. Orduyu da yanlarına çekmek üzeredirler. Asker içinde homurdanmalar iyice artar. Bu olayın hemen ardından aynı gün içinde Akşemseddin’in özel ulağı mektubu ulaştırır Ulu Hakan’ın çadırına. Mektubun aslı halen Topkapı Sarayı Arşivinde muhafaza edilmektedir. İşte Akşemseddin’in mektubu.

“Bu üzücü  gemi olayı, kalbime büyük bir kırgınlık ve üzüntü getirdi. Bu olayla birlikte kâfirler rahatladı ve moral buldu, sizin görüşünüzün eksik, hükmünüzün ve kararlarınızın isabetsiz olduğu görüşü kuvvet kazandı ve bizim de ettiğimiz duaların kabul olunmadığı, müjdemizin geçersiz olduğu görüşü etrafta yayıldı.

Şimdi yumuşaklık ve merhamet gerekmez. Bu hususta kusuru görülenler, fethe karşı olanlar tespit edilip, bunları görevden alıp, gereken en şiddetli ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer bunlar yapılmazsa, kaleye yeni bir hücuma kalkışıldığında, hendeklerin doldurulmasına karar verildiğinde asker gevşeklik gösterilecektir.

Bilirsiniz, bunlar yasaktan (zordan) anlayan Müslümandır. Allah için canını, başını ortaya koyan azdır. Meğer bir ganimet göreler, canlarını dünya için ateşe atarlar. Şimdi sizin yapmanız gereken, bütün gücünüzle, fiilen, emirle, hükümlerinize, sözünüzle işe sarılmanız, gayret göstermenizdir. Bu tür görevler, gerektiğinde merhameti ve yumuşaklığı az, şiddet kullanabilecek zora başvurulabilecek kimselere verilebilmelidir. Bu, hem geçmişteki uygulamalara, hem de dine uygundur.

Allah şöyle buyuruyor: “Ey şanlı Peygamber! Kâfirlerle, münafıklarla sonuna kadar savaş ve onlara karşı sert ol. Yumuşak davranma. Onların varacakları yer, cehennemdir ki, orası varılacak ne kötü yerdir.”

Bir acayip hal oldu bana. Üzgün bir halde otururken,  Kuran-ı Kerim okurken şu ayete rastladım: “Allah münafıklara ve kafirlere ve ebedi olarak cehennem ateşini vaad etti. O, onlara yeter. Allah onları rahmetinin sahasından uzaklaştırdı. Onlar için devamlı azap vardır.” Bu ayete göre, bu işte gayret sarf etmeyenler de, senin emrine uymayanlar da Müslüman değildir. Bunlar, münafık hükmünde olup, kâfirlerle cehennemde beraber olacaklardır.

İşlerini daha sıkı tutmandan ve sert davranmadan başka çare olmadığı anlaşıldı. Sonuçta Allah’ın yardımıyla biz buradan utanan ve gücenen değil, ferahlayan mansur (yardım edilen) ve muzaffer olarak dönen oluruz. İmdi, “Kul tedbiri alır, takdiri Allah’a bırakır” hükmü her zaman geçerlidir. Neticede başarı Allah’tandır. Ama elden gelen bütün gayret sarf edilmelidir. Allah Resulü ve ashabının sünneti de budur.

Hüzünlü bir halde iken biraz Kur’an okuyup yattığımda, bir takım lütuflara ve müjdelere mazhar oldum ve teselli buldum. Bu söylediklerim sana boş söz gibi gelmesin. Gereğini yapasın. Söylediklerim tamamen sizi sevdiğimizdendir.”

Evet mektup aynen böyle, kentin yağmalanmasını, bu konuda yeniçerilere göz yumulması diye bir şey yok. Kaldı ki II. Mehmed, gitgide uzayan, askeri ve komutanları bezdiren, her geçen gün yeni can kayıplarına neden olan bu kuşatmanın hala zaferle sonuçlanmamasından çevresine belli etmese bile endişe duymaktadır, doğal olarak. Bu kaos ortamına bir de asker üzerinde etkili bazı paşaların olumsuz tavır ve davranışlarını da eklersek, Veli’nin yazdığı bu mektup son derece olumlu ve yerindedir. Neticede Fatih de, son saldırı öncesi askere onların bekledikleri ve onları gayrete getirecek bir müjde verir “Şehri almamız halinde, size tam üç gün ganimet alma izni veriyorum. Ancak evlere, kiliselere, mukaddes yerlere dokunanın kellesini alırım.”  Bu söylevin askere moral getirdiği yadsınamaz bir gerçek elbette. Tam 53 gün kan ve ateşle imtihan veren, yaptıkları sayısız taarruzu düşman tarafından püskürtülen, can veren, yaralanan, morali gitgide tükenen askere, sınırlı da olsa beklentisini vermek akıllı bir taktik bence. Yağmalamalarda bazı aşırılıklar olmuştur, bu mümkün, ama bu tür olaylar tüm insanlık tarihince defalarca karşımıza çıkmıyor mu, hem de daha kötüleri. Yakın dünya tarihine Sırbistan’a, Ortadoğu’ya bir göz atmak yeter.

Bu arada son bir not, konu asker ve ordudan açılmışken. 200 bin kişilik bir Osmanlı kuşatma ordusundan bahsediliyor ve bu rakam bazı tarihçilerimizce tv. lerde sık sık dillendiriliyor. Biz aynı fikirde değiliz. Şöyle ki; İstanbul’u bilenlere bu sözümüz. Haliç’in güney kıyısındaki Ayvansaray’la Marmara kıyısındaki Yedikule surları arasındaki mesafeyi göz önüne getiriniz. Bu alana 200 bin askeri, süvarileri ve atlarını, ağır topları çeken mandaları, silah, mühimmat, erzak, donanımlarını ve de askerin peşine takılıp gelen binlerce tüccar, fırsatçı bilumum esnafı vs. yerleştiriniz. Fazla uzağa gitmeye gerek yok,  akla gelecek ilk olumsuzluk günlük tuvalet ihtiyacından doğacak kolera ve benzeri hastalıklardır. 15’inci yüzyılda hiçbir ordu 200 bin kişiden oluşamazdı. Bu konudaki düşüncemizi de paylaştıktan sonra devam edeceğiz kaldığımız yerden.

(Birinci Bölümün Sonu)

FATİH SULTAN MEHMET
BÜYÜK İSKENDER
FİRDEVSİ
FATİH

Trả lời

Email của bạn sẽ không được hiển thị công khai. Các trường bắt buộc được đánh dấu *